21.01.2026

2025 yılı gerek ülkemiz gerekse küresel ekonomi açısından zorlukların yaşandığı bir yıl olarak geride kaldı. Yeni yılın bu ilk günlerinde de dikkatle yönetilmesi gereken başlıkların varlığını koruduğunu hep birlikte görüyoruz.

2025’i yüksek enflasyon baskısı altında istikrar arayışı yılı olarak değerlendiriyoruz. Enflasyonla mücadele kapsamında atılan adımların etkilerini kademeli olarak görmeye başlasak da fiyat istikrarı konusunda hâlâ kat etmemiz gereken önemli bir mesafe olduğunu biliyoruz. Finansmana erişim geçtiğimiz yıl iş dünyamızın ana gündem maddelerinden biri oldu. Faiz oranlarının nakit akışı ve yatırım iştahı üzerindeki etkisi sahada güçlü biçimde hissedildi. Resmî verilere baktığımızda büyüme oranlarımızın ve millî gelirimizin arttığını 2025 yılının sonuna doğru enflasyonun son yılların en düşük seviyelerine gerileyerek yüzde 30,9 seviyelerinde gerçekleştiğini görüyoruz. Ancak sahadaki yansımaların bu verilerin ortaya koyduğu tabloyla aynı ölçüde hissedilmediğini de açıkça ifade etmemiz gerekiyor.

Küresel ölçekte de 2025 yılı oldukça zorlu bir sınav oldu. Artan üretim maliyetleri ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler, enflasyon oranının çok altında kalan döviz kuru ve güçlü TL dengesi ihracatçılarımızın kârlılığını düşürdü. Bu süreçte birçok firma yurt dışı borçlanmaya yönelmek zorunda kaldı ki özellikle emek yoğun sektörlerde ciddi kayıplar yaşandı. Her ne kadar 2025 yılında ülke ihracatımız yüzde 4,5 oranında artmış olsa da dış ticaret açığında beklenen iyileşme sağlanamadı ithalat artışı devam etti.

Küresel Siyaset

Bu dönemde dünya siyasetinin de ne kadar keskin ve kuralsız bir viraja girdiğine hep birlikte şahitlik ediyoruz. Venezuela’da yaşanan durum buna bir örnek: Meşru ya da gayrimeşru seçilmiş bir devlet başkanı bir operasyon ile eşiyle birlikte alınıyor. İran’da yaşanan karışıklıklar da gündemde... Toplumsal gerilimler bölgesel belirsizliği canlı tutmaya devam ediyor. Terörsüz Türkiye sürecine girmişken Suriye’de sahadaki yeni güvenlik gelişmeleri ve artan hareketlilik de ona keza… Rusya-Ukrayna savaşı, Çin-Filipinler…

Yaşanan gelişmeler küresel ölçekte ekonomik ve siyasi risklerin aynı anda tırmandığı bir sürece işaret ediyor. Bu durum enerji koridorlarından emtia fiyatlarına, ticaret yollarından finansal piyasalara kadar pek çok alanda hızlı ve öngörülemez değişimlere yol açabiliyor. Bu nedenle üretim yaparken yalnızca kendi maliyetlerimizi değil dünyanın içinde bulunduğu bu yeni ve belirsiz düzeni de dikkate almak zorundayız. Tüm bu tabloya rağmen iş dünyamızın en büyük gücü zorlukları görürken umudunu kaybetmemesidir.

Belirsizliğin arttığı bu dönemde üretmekten ve rekabetten vazgeçmemeliyiz. Ancak şunu net bir biçimde ifade etmeliyiz ki rekabetin şartları da ağırlaştı.

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması

Özellikle en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği pazarında var olabilmenin temel koşulu olan sürdürülebilirlik 1 Ocak 2026 itibarıyla artık zorunluluk hâline gelmiştir. Avrupa Birliği’nin sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması 1 Ocak 2026 itibarıyla mali yükümlülükleriyle birlikte yürürlüğe girdi.

Bu düzenlemenin ihracat maliyetlerimiz üzerinde ciddi bir baskı oluşturacağı açıktır. Ancak bu süreci yalnızca bir risk olarak değil aynı zamanda önemli bir dönüşüm fırsatı olarak da görmek zorundayız. Yükümlülüklerimizi zamanında ve doğru şekilde yerine getirdiğimiz takdirde üreticimizin rekabet gücü korunup hatta birçok alanda daha da güçlenecektir.

Fabrikalarımızı sürdürülebilir altyapılarla donatmalı, üretimimizi yeşil enerjiyle, çevreyle uyumlu, sıfır atık odaklı ve karbon ayak izi düşük bir yapıya kavuşturmalıyız. Bu dönüşüm geleceğimiz açısından artık ertelenemez bir zorunluluktur.

Bu zorunluluktan yola çıkarak SATSO olarak geçen sene hazırladığımız ve destek almaya hak kazanan Avrupa Birliği Projesi Greenshift kapsamında üyelerimizin yeşil dönüşüm sürecinde yürüteceği çalışmalara destek olacak mevzuat uyumu, teknik rehberlik ve uygulamaya dönük çözümler sunacak kalıcı bir merkez kuracağız. Elbette çevresel sürdürülebilirlik tek başına yeterli değildir. Bu süreci besleyecek temel unsur teknolojik derinlik ve katma değerdir. Artık geleneksel yöntemlerle yetinme dönemi geride kalmıştır.

Dijital Ürün Pasaportu ve Uygulamaları Eğitimi

Bu doğrultuda Odamızın dijital dönüşüme yönelik çalışmaları hız kazanmış durumda. Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı ve Döngüsel Ekonomi Eylem Planı kapsamında hayata geçirilen dijital ürün pasaportu uygulamalarına yönelik bir eğitim programı gerçekleştiriyoruz. Bu eğitimle farkındalığın artırılmasını teknik, hukuki ve operasyonel boyutların net bir şekilde ele alınmasını hedefliyoruz. Dijital ürün pasaportu izlenebilirlik, sürdürülebilirlik ve rekabet gücü açısından sektörlerimiz için yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

ASO İLTEK Araştırması

Dijitalleşme ve teknolojik gelişim açısından Sakarya’nın mevcut durumuna da bakmakta fayda var. Ankara Sanayi Odası tarafından hazırlanan “İllerin Teknolojik Gelişmişlik Endeksi Araştırması” oldukça kapsamlı ve gerçekçi bir tablo ortaya koyuyor.

Bu çalışma bize şunu gösteriyor ki: Sakarya üretmeyi biliyor, tasarlamayı biliyor ve bunu teknoloji çıktısına dönüştürebiliyor. Bugün Sakarya patent sayısında Türkiye’de ikinci sırada, tasarım tescilinde beşinci sırada, yüksek teknoloji ihracatında ise ilk 10 şehir arasında yer alıyor. Ar-Ge merkezleri açısından ilk 10’da, üniversite proje sayısında ilk 15’te, teknoloji alanlarında okuyan öğrenci sayısında yine ilk 15 şehir arasındayız. Bu göstergeler, Sakarya’nın güçlü bir insan kaynağına ve sağlam bir Ar-Ge altyapısına sahip olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Ancak her güçlü tablonun iyileştirmeye açık yönleri de vardır ki Sakarya’nın da iyileştirmeye ihtiyacı olan alanlarından biri dijital altyapıdır. Fiber altyapının yaygınlığı ve mobil geniş bant kullanımında ilk 30 ilin gerisindeyiz. Bu durum dijital dönüşüm hızımızı ve sanayimizin verimliliğini sınırlayan önemli bir başlık olarak karşımıza çıkıyor. Dijital altyapı güçlenmeden dijital dönüşüm hızlanamaz, dijital dönüşüm hızlanmadan da rekabet gücü artmaz. Bu nedenle sanayi bölgelerinden başlayarak fiber altyapının yaygınlaştırılması ve 5G yatırımlarının hızlandırılması Sakarya için öncelikli konular arasında yer almaktadır.

Özellikle Türk Telekom’un başında bir Sakaryalı varken Sakarya’nın ön sıralarda olması gerektiğini düşünüyorum. Bu araştırmada bir diğer önemli başlık ise yaşam kalitesi ve iş gücü çekiciliğidir. Yaşam kalitesi endekslerinde Sakarya orta sıralarda yer alıyor. Öğrenci dostu şehir, kültür-sanat altyapısı ve sosyal yaşam göstergelerinde ilk 30’un dışında kalıyoruz. Bugün nitelikli mühendis, yazılımcı ve tasarımcı çalışacağı iş kadar yaşayacağı şehri de önemsiyor. Bu nedenle öğrenci ve gençler için daha cazip bir şehir ortamı oluşturmak, kültür ve sanat altyapısını güçlendirmek, konut ve sosyal yaşam imkânlarını geliştirmek büyük önem taşıyor. Özellikle yeni OSB’lerimizin bulunduğu Kuzey ilçelerimizde konut ve sosyal yaşam alanlarına ihtiyaç giderek artıyor. Bu alanların bütüncül bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini özellikle vurgulamak istiyorum. Söğütlü, Ferizli, Kaynarca gibi ilçelerimizde ciddi bir konut hareketliliği ve sosyal yaşam düzenlemesi gerekiyor.

Değerli Üyelerimiz;

Sakarya’nın önemli bir avantajı da sanayi ve Ar-Ge desteklerinden yararlanma kapasitesidir. Sanayi desteklerinden yararlanan firma sayısında ilk 15’te, destek tutarlarında ise ilk 10 şehir arasında yer alıyoruz. Ancak önümüzdeki dönemde hedefimiz yalnızca destek almak değil bu destekleri daha fazla ticarileştiren, katma değer üreten sonuçlara dönüştürmek olmalıdır. Şunu net olarak ifade etmek isterim ki üretimin olmadığı yerde ticaret canlanmaz…

Biz üretimi aktif ve nitelikli tuttuğumuz sürece başta ticaret olmak üzere diğer tüm sektörlerin de güçlendiğini görürüz. Ticaret üretimden ayrı düşünülemez. Bizler de üretimi yalnızca sanayi başlığı altında ele almıyoruz. Ticaretten hizmet sektörüne, inşaattan sosyal hayata kadar uzanan geniş bir etki alanı olarak değerlendiriyoruz. Bu nedenle teknoloji odaklı yaşam kalitesini ve iş gücü çekiciliğini merkeze alan bu araştırma görünürde belirli başlıklara odaklansa da özünde ekonominin bütününe canlılık kazandırmayı hedeflemektedir. Ortaya çıkacak kazanımların yansımaları tüccarımıza, hizmet sektörümüze, inşaat başta olmak üzere tüm alanlara sirayet edecektir.

Vergi İncelemesi

Son dönemde yapılan vergi incelemelerinde indirim ve istisna uygulamalarına ilişkin ciddi sayıda hata tespit edilmiştir. Bu incelemeler özellikle uygulamada yapılan yanlışlara odaklanmakta ve firmalarımız açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır.

Örneğin; Teknokentlerde faaliyet gösteren firmalarımızda istisnanın yalnızca yazılım, güncelleme ve gayri maddi hak gelirleri için uygulanması gerekirken, bazı durumlarda tüm gelirlerin istisna kapsamına alındığına rastlanmaktadır.

Yatırım teşvik belgesi sahibi firmalarımızda ise yatırıma katkı tutarının üzerinde vergi indirimi uygulanması gibi hatalı uygulamalar inceleme konusu olmuştur. Bunun yanı sıra diğer indirim ve istisna başlıklarında da mevzuata aykırı uygulamalar nedeniyle hazine zararına yol açan durumlar tespit edilmektedir.

Bu kapsamda yapılan düzeltmeler ve uygulanan cezalar firmalarımız için beklenmeyen finansal kayıplara ve endişe ortamına neden olmaktadır. Bu nedenle üyelerimizin vergi, teşvik ve istisnalarından yararlanırken mevzuata tam uyum konusunda azami hassasiyet göstermeleri büyük önem taşımaktadır.

Dış Ticaret

TİM tarafından açıklanan verilere göre İlimiz aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde ihracatta 4,1 artış kaydetmiş ancak Kasım ayına kıyasla ise yüzde 19,9’luk bir düşüşle 504 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmiştir. 2025 yılının tamamında ise Sakarya, bir önceki yıla göre yüzde 6,1’lik bir gerilemeyle 5,9 milyar dolarlık ihracat yapmıştır. Buna rağmen bu rakam, SAKARYA TARİHİNİN EN YÜKSEK İKİNCİ İHRACAT PERFORMANSIDIR.

Ayrıca TÜİK’in açıkladığı son verilere göre, 2025 Kasım döneminde ilimizde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 172 olarak gerçekleşti. İlk 11 ayda 1,5 milyar doların üzerinde dış ticaret fazlası verdik. 11 aylık ortalamamız ise yüzde 144 ile Türkiye ortalamasının oldukça üzerindedir.